1
Nis
2018
0
Kenevir

Haşhaş Ekersen İktidardan Gidersin

12 Mart Muhtırası’nın arkasında CIA’nın olduğu, Türkiye’de  ilk defa 1973 yılında İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nde Talat Turhan’ın ifadesi sırasında zapta geçti. Bundan iki yıl sonra, ordunun muhtırayı verdiği hükümetin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil de aynı iddiayı tekrarladı.

Türkiye’de birbirini takip eden bu itiraf/ açıklamalardan çok önce Amerika bunu dünyaya zaten ilan etmişti. Daily Telegraph  gazetesi,  “Ordunun girişiminden hemen sonra Demirel hükümetinin zorunlu istifasında CIA ajanlarının eylemli katkıları…” bulunduğunu yazdı.

Ne öğrenci olayları ne başka bir şey, Demirel’in istifaya zorlanmasına, ABD iki nedenle gerek duymuştu. Birincisi Demirel’in haşhaş üretimini durdurmaması, ikincisi de tıpkı Menderes gibi Sovyetler ile yakınlaşma politikasının işaretlerini vermesi.

Cento’ya taşınacaktı

Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi Harold Saunders’in, Büyükelçisi William Handley’e gönderdiği ve hedeflerini özetleyen rapor, özellikle afyon üretimi konusunda ABD’nin bu konudaki planın hazır olduğu ve tek eksiğin bu plana uyacak bir Türk hükümeti olduğu anlaşılıyor.

İşte ABD’nin Türkiye’de yapmayı planladıkları:

1- İlk aşamada mahsülün toplanması sırasındaki kontrol tedbirlerini artırmak için acil program uygulanması sağlanacak. Türk hükümetine, bu programın uygulanmasından doğacak zararların karşılanacağı bildirilecek.

2- Lisans ve kontrol yasası parlamentodan geçirilecek. Sonuç alınmazsa Dışişleri Bakanı Rogers’ın 30 Nisan’da Ankara’da yapılacak CENTO Dışişleri Bakanları toplantısındaki gündeminde bu konu öncelikli olacak.

3- Haziran 1972’ye kadar bütün üretim durdurulacak. Böylece ABD Başkanı 1972’deki kongreye afyon üretiminin durdurulduğu mesajıyla gidecek!

‘Erim Amerikan taraftarı’

12 Mart Muhtırasından sadece 13 gün sonra 25 Mart 1971’de ABD Başkan Yardımcısı Egil Krogh’a sunulan bir rapor, Süleyman Demirel’in istifasından sonra Nihat Erim Hükümeti’nin “tesadüfen” kurulmadığını gösteriyor. Erim’in “gerçek bir ABD taraftarı” olduğunun vurgulandığı raporda, “afyon üretiminin durdurulması konusundaki işbirliği” şöyle öngörülmüş:

“Eğer karşı gruplar arasındaki çatışmalar kontrol altına alınabilir ve üniversite kampuslarında huzur sağlanırsa afyon kontrolu programının önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Parlamento ordunun gözetimi altında bulunuyor. Bu nedenle afyon yasası oylama öncesinde, Demirel döneminde olduğundan daha az tartışmaya neden olacaktır. Ordu, parlamentoya dayanan bir hükümetle çalışmayı tercih ediyor ama son kararı her halükârda ordu veriyor. Yakın gelecekte Türkiye’de öncelikleri saptayan ordu olacaktır. Aslında ordu şu anda uluslararası afyon sorununun Türkiye’yi nasıl etkilediği konusunda yeterli bilgiye sahip değil. Bu konuda kesin bir tavır ortaya koymadılar. Bilindiği gibi, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay da soruna dahil edilmiş bulunuyor. Ve Cumhurbaşkanı ordunun üst kademesine halen etkili konumdadır. Böylece orduda karar noktalarını ikna etme yollarımız açılmış bulunuyor. Bir önyargıyla ya da direnişle mücadele etmemiz gerekmeyecek. Generaller işbirliklerinin karşılığında Türkiye için elle tutulur maddi bir karşılık alırlarsa çok daha anlayışlı olacaklardır.”

Uluslararası hukuk uzmanı olan Nihat Erim’in Türkiye’nin 1961 BM sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerine sadık olacağından şüphe duyulmadığı belirtilen raporda ilginç bir kıyaslama da yapılıyor:

“Erim, gerçekten ABD taraftarıdır ve siyasi tabanı sağlamdır. Demirel’in yaptığı gibi, Amerikan çıkarlarına hizmet ettiği suçlamaları karşısında cayması çok daha zayıf bir olasılıktır.”

Bu değerlendirmeden anlaşılıyor ki, bir dönem adı Morrison Süleyman’a çıkan Demirel, aldığı eleştirilerden sonra, ABD ilişkilerinde bir “taraftar” gibi davranmamaya özen göstermiş.

Afyon pazarlığı

Muhtıradan sonraki değerlendirmeleri içeren ve büyük bölümü  Erim’le yapılan afyon pazarlığını belgeleyen raporlarda, “muhtıranın sonuçları” da analiz edilmiş.

2 Aralık 1971 tarihli CIA raporunda “Neyseki sıkı yönetim sayesinde ABD’ye yönelik sert eleştiriler durdu. Ayrıca Erim yönetimi altında ABD’nin Türkiye’deki faaliyetleri de gelişti” ifadesine yer veriliyor.

Rapora göre afyon üretiminin kontrolü de ABD’nin yapacağı yardıma bağlı. “Eğer ABD yardımı azalırsa, üretimin devam etmesi için hükümet üzerinde baskı artacaktır. Bu konu Türkiye’deki milli hassasiyetlere dokunuyor. O zaman ABD’yle Türkiye’nin çıkarları çatışacaktır.”

Ordunun morali Erim’in ABD Başkanı Nixon’la 21 Mart 1972’de Washington’da yaptığı görüşmede ise bugünlerde çok tartışılan “ordunun morali” konusu gündeme geliyor.

Erim’in Nixon’a verdiği bilgi şöyle: “Türkiye’de demokrasiyi yerleştirmek için çaba gösteriyoruz. Orduyu modernize etmeye çalışıyorum. Ordunun morali Türkiye’nin istikrarı açısından önemli. Eğer Türk ordusunun morali çökerse bu çok tehlikeli olur”

Sermaye saldırısına yasal koruma

IMF, OECD, Dünya Bankası aracılığıyla Ford, Philips, Mobil, General Electric, ITT gibi dev tekellerin Türk ekonomisinin denetimini ele geçirmeye başladığı yıllarda, ülkesinde büyüyen krizin yaralarını, sömürgeleri üzerinden telafi etmeye çalışan ABD, dünyanın hammadde ve pazar vadeden bütün ülkeleri gibi Türkiye’ye karşı da “saldırgan” bir politika izlemeye başladı. ABD belgelerinde 12 Mart öncesi tavan yapan ABD karşıtlığının 1961 Anayasası’na bağlandığı görülüyor. ABD buradan yola çıkarak, sermaye gücünü ülkeye rahatlıkla sokabilmek, dilediği yatırımları, dilediği koşullarda yapabilmek için önce “yasa yapıcı”yı denetimi altında tutmak istiyor.

1971 yılı Ocak ayına ait bir CIA raporu, “Türkiye’de darbenin an meselesi” olduğunu söylerken, yaşanacakların önceden yazılmış bir senaryonun tatbiki olacağının işaretini veriyor.

Misyonlarını tamamladılar Amerika’daki uyuşturucu  salgınını bahane eden ABD, Maliye Bakanı Mesut Erzen’in, uçak satın almak için yaptığı kredi başvurusunu da “haşhaş ekimi”ni gerekçe göstererek reddetmişti.

12 Mart Muhtırası’ndan sonra Erim hükümetinin ilk işi haşhaş ekimini yasaklamak oldu. ABD bunun bedeli olan ilk tazminatını 8 Şubat 1972’de ödedi (35 milyon TL).

Türkiye’de haşhaş ekimi yeniden 1 Temmuz 1974’te Bülent Ecevit’in Başbakan, Necmettin Erbakan’ın Başbakan Yardımcısı olduğu CHP-MSP koalisyonu döneminde başlatıldı.

‘Ekimi durdurmazsanız fena neticeler doğacak’

Demirel hükümetinin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil 12 Mart’tan birkaç ay sonra ABD Büyükelçisinin “darbe tehdidi”ni açıkladı. Çağlayangil, “Anılarım” adıyla yayımlanan kitabında da yer alan görüşmeyi böyle anlatıyor:

“Ben Dışişleri Bakanı’ydım. Amerikan Büyükelçisi bana geldi.

’Sayın Demirel’e lütfen söyleyiniz.

Sizde nerede ne kadar haşhaş ekiliyorsa, biz onun parasını peşin verelim, ekimi durdursunlar’ dedi.

’Peki söylerim’ dedim.

Sayın Demirel’e söyledim. Aldığım

cevap şöyleydi:

’Bizim 20 ilimiz ve çevresinde haşhaş ekliyor. Bizde ismini afyondan alan il var. Bunu yapamayız. Ama ekim alanlarını giderek daraltabiliriz.’

Gittim, Amerikan elçisine söyledim.

Bana, ’Beni bir kere de bu

konuda başbakanınızla görüştürebilir

misiniz?’ dedi.

’Peki söylerim’ dedim.

Gittim Sayın Demirel’e yine söyledim. Demirel kabul etti.

Görüşüldü.

Aynı cevabı verdi Sayın Demirel.

Bu görüşmeden sonra Amerikan Büyükelçisi ’Çok yazık, bundan çok fena neticeler doğacak’ dedi.

Çok fena neticeler belli oldu. Üç ay sonra bizim hükümetimiz düşürüldü.”

Kaynak Yeniçağ: http://www.yenicaggazetesi.com.tr/hashas-ekersen-iktidardan-gidersin-32839h.htm

Benzer haberler

Her Kenevirden Korkmayın
Kadınlarımız keneviri sevdi
Kenevirin Üretimine İlişkin Tarımsal Politikalar Yeniden Şekillendiriliyor
Bürokrasi ihraç üründe kapıyı açmıyor, üç ülke bize mal vermiyor… Kenevir tohumumuz yok

Cevap Bırakın