18
Tem
2018
0

Kenevir Türleri ve Kanabinoidlerin Mucize Özellikleri

Kenevir – Marijuana Farkı Nedir? Cannabinoidler Nasıl İşlev Gösterir ?

 

Type Is it Cannabis? Chemical Makeup Psychoactive? Cultivation Applications
Hemp Yes Low THC
(< 0.3%)
No Requires minimal care. Adaptable to grow in most climates. Automobiles, body care, clothing, construction, food, plastic, etc.
Marijuana Yes High THC
(5%-35%)
Yes Grown in carefully controlled atmosphere Medical and recreational use

Sativa, bugün dünya çapında kullanılan en yaygın kenevir türüdür. Indica’ya kıyasla daha uzun ve daha dardır. Yaprakları görece olarak ince ve uzundur. Sativanın menşei, Ekvator’dur – Kolombiya, Meksika, Tayland ve  Güneydoğu Asya.

Indica türü ise, dünyada en yaygın ikinci kenevir türüdür. Daha düşük rakımlarda yetişir, sativa’ya göre daha geniştir. Görece olarak kısa ve geniş yaprakları bulunmaktadır. Menşei, Orta Doğu ve Afganistan ve Pakistan bölgesidir.

Ruderalis, menşei Rusya olan, görece olarak nadir bulunan bir türdür. Görece olarak devamlı bir şekilde yetişir ve ışık-karanlık oranından daha az etkilenir. Sadece uç kısmından çiçek açar ve düşük oranlarda psiko-aktif madde THC’ye sahiptir.

Sanayi keneviri tohum yağı  (Cannabis Sativa Seed Oil)  THC içermez ve piskoaktif değildir.

Çocukların beyin gelişimi için son derece faydalıdır ve birçok sağlık sorunlarına çözüm imkânı sunar.

CBD, kenevirde bulunan en bol kanabinoiddir ve THC’nin aksine yasaldır ve psikoaktif değildir.

Cannabis indica türü esrar olarak bilinir. Bunun etkin maddesi ise THC yani Tetrahidrokannabinol’dür.

Hem kenevir hem de esrar cannabidiol (CBD), psikoaktif olmayan madde içerir. Bununla birlikte, THC, kullanıcılara “yüksek” veya psikoaktif etki sağlayan maddedir.

CBD potansiyel sağlık yararları söz konusu olduğunda THC ile birçok benzerliğe sahiptir, ancak temel fark, psikoaktif olmayan bir madde olmasıdır, bu nedenle kullanıcılara doğal bir değer vermez. Ayrıca, CBD yüksek konsantrasyonlarda tüketildiğinde bile, THC ile ilişkili kaygı, paranoya veya ağız ve göz kuruluğuna neden olmaz.

Hindistan, Mısır ve eski Asur krallarının mezarlarında bulunan kanıtlar; 5000 yıl öncesinde bile kenevirin tıbbi amaçlarla kullanıldığını gösteriyordu. 2700 yıl önce Hindistan’da gerçekleşen törenler muhtemelen cerrahi anestezi amaçlarıyla şarap ve kenevirin bir bileşkesinin kullanıldığına işaret ediyor. Çin’de ise 2000 yıl önce ağrı kesici olarak kenevir kullanıldığına dair kanıtlar var.

Kenevir bitkisi muhtemelen Avrupa’ya 13.yüzyılda geldi ve ancak 17.yüzyılda tarım, giyim, yelken yapımı, petrol sondajı ve gıda ürünleri için ilk olarak kullanıldı.

Dünya çapında kenevir bitkisinin 18.yüzyılda yayılmasının ardından ABD’deki doktorlar idrar kaçırma, zührevi hastalıklar ve cilt enfeksiyonlarına karşı tıbbi amaçlı kenevir kullanımını önermeye başladı. İngiltere’de ise kenevir, artirizm tedavisi ve bulantı ilacı olarak kullanılırken, tetanos, kolera ve kuduz tedavisinde de kullanıldığı görüldü.

Kenevir bitkisinde 461’den fazla farklı kimyasal bileşen bulunmaktadır ve bunların büyük kısmı, üç bitki metabolit ailesinin içindedir: terpenoid, flavonoid ve en çok bilinen kimyasal grubu olarak cannabinoid. Bu bitki metabolit gruplarının bitkinin gelişimi, böceklerden korunması, polen kaynaklarına açıklık ve insan sağlığı üzerinde terapötik etkilerin geniş spektrumuyla ilgili bir dizi kendine özgü işlevi bulunmaktadır

 

Terpenoid ve flavonoidler, bitkinin işleyişi ve gelişimine büyük bir katkı sağlayan birçok bitkide yer alan bileşenlerdir ve koku ve tat gibi birçok özelliğine de katkı sunarlar. Buna ek olarak, bu bileşenler, birçok terapötik etkiyle de alakalıdır. Ancak bu kez herhangi bir bileşene dair spesifik bir etki ortaya çıkarılmamıştır ve faaliyet mekanizmaları tarif edilememektedir.

 

Phyto-kannabinoidler, farmakolojik olarak aktif bileşenler olarak kabul edilmektedir. “Trikom” olarak adlandırılan reçineli büyümelerin en uç noktasında biriken, mikroskobik grandular salgılarda sentezlenmektedir. Trikomlar, her bitkide yer alır ve döllenmemiş dişi çiçeklerde yüksek yoğunlukta kendini ifade eder. Kannabinoidler, öncelikli olarak tozlaşma alanında birikir; ancak diğer bitki kısımlarında da daha düşük yoğunlukta bulunabilir.

 

Bu bitki kannabinoid grupları, kenevir bitkisine özgü 100’ü aşkın bileşene sahip olup, bitki ve bileşenlerine dair botanik ve medikal araştırmalar attıkça yeni bileşenler de ortaya çıkmaktadır. Medikal kullanım amacıyla onay verilen “medikal kullanıma yönelik kenevir ürünleri” THC, CBD ve CBN kannabinoidlerinin oranı ve miktarına göre tanımlanmakta ve sınıflandırılmaktadır.

 

Bununla birlikte, THC, CBD ve CBN’nin yanı sıra, kenevir bitkisinin onlarca farklı bileşen içerdiğini ve bu bileşenlerin kişisel ve ayrı ayrı farmakolojik etkilerine dair daha az ampirik bilgi bulunduğunu da anımsamak gerekiyor

Sativa ve indica orijinal türleri arasındaki genetik, morfolojik ve kimyasal farklılık aynı zamanda sadece THC ve CBD’nin yoğunluklarından kaynaklanmayan, kendine özgü fizyolojik etkilerle de tanımlanmaktadır. Bugün “sativa karakter kaynağı” ve “indica karakter kaynağı” ifadelerini, daha geniş çaplı bir genetik kaynak ve “kenevir ürününün” hasta üzerindeki etkisi uyarınca ayrışmasına atfetmek yaygın bir davranıştır.

Erdem Ulaş

Kendir Enstitüsü Başkanı

Cevap Bırakın