1
Nis
2018
1
Kenevir

Mucizevi Bitki Kenevir

Bu yazı Nil Gün’ün 2010 yılında yayımlanan Geleceği Hatırlamak adlı kitabından alıntıdır.
“Sizin döneminizde dünyada petrol de bitmiş olmalı. Enerji olarak ne kullanıyorsunuz?” diye sordum.
“Güneş enerjisini her alanda kullanmayı başardık. Dünya nüfusunun bir yılda tükettiği toplam enerjiye eşdeğer enerjiyi güneşten bir saatte elde edebiliyoruz. Ayrıca isteyen toplumlar dalga gücünü ve jeotermal enerjiyi de kullanıyor. Bu enerjileri kullanma teknolojileri sizin zamanınızda da vardı. Ama petrol lobileri tatlı kazançlarından vazgeçmek istemiyordu elbette. Bu tür çalışmalara yatırım yapılmasını engellemek için ellerinden geleni yapıyorlardı.

“Doğal, yenilenebilir, sürdürülebilir, tükenmeyen enerjilerin ithali, ihracı ve uluslararası bir fiyatı olmadığı için savaşlara ve uluslararası problemlere neden olması da söz konusu değil. Büyük şirketler kendisinin yüksek kazanç elde edemediği, kullanımını tekeline alamadığı hiçbir teknolojinin ve buluşun gelişmesine izin vermez. Hatta bu buluşu ve teknolojiyi karalamak için sahte araştırmalar düzenlerler.”
“Günümüzde tüm plastik ürünler petrole dayanıyor. Petrol bittiğine göre petrol ürünlerinin yerini ne aldı peki?”
“Bildiğiniz kenevir. Latince Cannabis sativa olarak bilinen kenevir gerçek bir mucize bitki. Günlük yaşamda kullanılan elli bin değişik ürünü kenevirden üretiyoruz.”
“Tüm plastik ürünler, giysilerimiz, tekstil, halı ve döşeme kumaşları, halat, ip, kâğıt, ilaç, biyoyakıt, fayans, böcek kaçırıcı, binalar, boya, araba, kozmetik, cilt bakımı ürünleri, sabun, kuşyemi, havyan ve insan gıdası gibi çok çeşitli ürün yelpazesini kenevirden elde ediyoruz. Bu ihtiyaçların tümünün karşılanması için ekim alanlarının sadece yüzde altısı yeterli oluyor. Ekilebilir tarım alanlarının yüzde doksan dördü ise gıda için kullanılıyor.”
“Kenevir yani marihuana ya da esrar olarak bildiğimiz kenevir mi?”
“Evet” dedi Mergen. “Sizin döneminizde kenevirin imaj sorunu var.”
“İmaj sorunu mu? Bütün uyuşturucu maddelerin anası diye bellediğimiz kenevir ha? Kenevir kullanımı şu anda yasadışı” dedim.
Kenevirin böylesine geniş kullanım alanı olduğunu bilmek çok şaşırtmıştı beni.
“Seneler önce, Türkiye’de kenevir yetiştiren çiftçiler Amerika’nın sonradan tutmadığı vaatlerine kanarak ve yasal baskılara boyun eğerek binlerce dönümlük ürünlerini yakmak zorunda kalmışlar ve ekonomik zarara uğramışlardı. Kenevir tarlalarının yakılmasının uyuşturucuyla savaş amacıyla yapıldığını sanıyordum.”
“Kenevir, insanlık tarihinin en eski bitkisel hammadde kaynaklarından biridir. Bitkiler âleminde cinsiyetler görünüş olarak ayırt edilemez. Ayırt edilebilmesi için DNA’larına bakmak gerekir. Kenevir dişisi ve erkeği fiziksel olarak ayırt edilebilen tek bitkidir.”
“Yasaklanması için neden gösterilen keyif verici bölümü sadece döllenmemiş dişi bitkinin goncalı üst kısmında bulunur. Esrar olarak bilinen THC maddesi, keyif ve dinsel ayinler için insanlık var olduğundan beri kullanıldı.
Uyuşturucu ile Sahte Savaş
“Kenevir yasağı uyuşturucuyla savaş adı altında, petrokimya, pamuk, tarım ilaçları firmalarının, ağaç temelli kâğıt endüstrilerinin ve ilaç şirketlerinin propagandaları sonucunda oluştu. Bu şirketler keneviri kendilerine büyük rakip gördüler. Tarih okumalarından hatırla; 1930’lu yıllarda ABD’de Marihuana Vergi Yasası ile yetiştirilmesine engeller getirildikten sonra adım adım tüm dünyada yasaklandı.”
“Peki, marihuana ya da esrar bağımlılık yapmaz mı?”
“Marihuananın sık kullanımı bile sentetik bir madde olan eroin gibi fizyolojik bağımlılığa neden olmaz. Oysa ilaç firmalarının ürettiği psikiyatrik uyuşturucular fizyolojik bağımlılık yapar. Ama keyif veren her şey gibi, (örneğin sigara, çay, kahve, kola) psikolojik bağımlılık yapabilir.”
“Kenevirin uyuşturucu madde ihtiva eden kısmı marihuana yasaklanmadan önceki yıllarda tıp dünyası tarafından glokom, MS (multipıl skleroz), artrit, AİDS, romatizma, kanser, kalp hastalıkları, sara, ağrı kesici, astım, aneroksi, radyasyon ve kemoterapi kullanımı sonrası mide bulantısı ile kusmayı önlemek için, uykusuzluk, psikolojik sorunlar, omurga incinmesi nedeniyle oluşan spastiklik gibi iki yüz elli hastalığın tedavisinde ilaç olarak kullanılıyordu. (Daha sonra ilaç firmaları bu sorunları tedavi etmek için kenevirin uyuşturucu etkin maddesi THC’nin sentetik taklidi olan Marinol ve Dronabinol adlı ilaçları piyasaya sürdüler. Ama bu ilaçlar, kenevirin doğal iyileştirici gücünden yoksundu ve çok fazla yan etkileri vardı; her yasal ilaçta olduğu gibi. Üstelik Marinol’un fiyatı yasadışı doğal esrardan bile daha pahalıydı. Marinol ya da Dranobinol alan hastalar yüzde 59,65 oranında iyileşme yaşarken, marihuana içenler yüzde 90,39 oranında iyileşiyordu.)
“İlaç şirketleri de kenevirin birçok hastalığı tedavi edici etkisinden hoşlanmıyordu. İnsanların keneviri kendilerinin yetiştirebilmeleri ve ilaç olarak kullanmaları, ilaç firmalarının işine gelmiyordu. Batılı doktorların yarısı, gününüz dünyasında bile eğer kenevir yasak olmasaydı hastalarına kimyasal ilaçlar yerine keneviri önereceklerini söylüyor. Kenevir zararlı bir uyuşturucu olduğu için değil, endüstrilere zarar vereceği için yasaklandı.”
“Kenevirin yasaklanmasında ilaç şirketlerinin rolünü anladım.”
“Ormanları yok ederek kâğıt üreten firmalar ve petrol şirketleri de kenevirin yasaklanması için büyük baskı yaptılar.”
“Niye? Kâğıt firmalarının ne gibi bir çıkarı var?”
“Kenevirin hamurlu kısmı kâğıt yapımında kullanılır. Bir dönüm kenevirden dört dönümlük ağaca eşdeğer kâğıt üretilir. Şu anda yeryüzünde bu kadar kâğıt üretebilen başka bir bitki yok. Yakıt olarak bile bir dönüm ormanın vereceği yakıtın iki mislini verir. Kenevir lifleri ağaç liflerinden daha güçlüdür. Kenevir kâğıdı zaman içinde sararmaz ve çok dayanıklıdır.
“Ağaçlardan elde edilen kâğıtların dayanıklı olması ve böceklerden korunması için doğayı zehirleyen kimyasallar kullanılıyor. Kenevir için bu gerekli değil. Bir ağaç yirmi ila elli yılda yetişiyor. Kenevir ise sadece dört ayda yetişir. Ayrıca kenevir kâğıdı sekiz kez geri dönüştürülebilirken ağaç kâğıdı sadece üç kez dönüştürülebiliyor. Kâğıt üretimi için kenevir kullanılsa, milyarlarca ağaç kesilmekten kurtulacak ve birçok türün doğal yaşam alanları yok olmayacaktır.
“Hızla yok olan ormanlar erozyonun artışına yol açıyor, erozyondan dolayı göllerin ve nehirlerin kirlenmesine neden oluyor. Hükümetler çıkar gruplarına teslim olmasaydı sadece bu nedenle bile kâğıt elde etmek için ağaç kesimini tümüyle durdurabilirlerdi.
“Ayrıca kenevir bol oksijen üreten bir bitkidir. Bir dönümlük kenevir, yirmi beş dönümlük ormandan daha fazla oksijen üretir.”
“Ormanlardan daha çok oksijen üretiyor, öyle mi? Bak bu söylediğinden parlak bir fikir geldi aklıma. Uygulaması mümkün değil ama hayal etmesi bile güzel: Özellikle kış aylarında hava kirliliği yaşanan büyük şehirlerde tüm binaların çatısında kenevir serası kurabilmemiz mümkün olsa bu bitkiler büyük oranda oksijen salacak ve karbondioksiti emecektir. Bu da şehirlerin gökyüzünü yeniden maviye dönüştürecek, havayı daha temiz yapacaktır. Kışın İstanbul’da hava kirliliğinden bazen nefes almakta zorlanıyoruz.”
Akana ve Mergen bu parlak fikrimi duyunca güldüler. Gülüşleri onların daha parlak fikirleri olduğunu gösteriyordu.

Mucizevi Bitki Kenevir II
Nil Gün | Eylül 2016
Bu yazı Nil Gün’ün 2010 yılında yayımlanan Geleceği Hatırlamak adlı kitabından alıntıdır.
Ekoloji Dostu
“Bildiğim kadarıyla kenevir kâğıdı ilk kez MÖ 100. yılda Çin’de üretildi” dedim. “MS 100. yılda ise Romalılar kenevir çiftçiliğinin nasıl yapılacağına dair bir rehber kitapçık yazdılar. O zamandan beri de tüm dünyada ekilip biçiliyor ve kâğıt olarak kullanılıyor. MS 1150 yılında Müslümanlar ilk kenevir değirmenini yarattılar. Sonraki sekiz yüz yıl boyunca çoğu medeniyetlerin kullandığı kâğıt kenevirden elde edildi.”
“Buna ABD de dâhil” dedi Mergen.
“ABD’de de kenevir kâğıdı kullanıyordu öyle mi?” dedim hayretle.
“Encyclopedia Britannica yüz elli yıl boyunca kenevir kâğıdına basıldı. 1880’li yıllara kadar tüm ders kitapları kenevir kâğıdına basıldı. On yedinci ve on sekizinci yüzyılda ABD’de kenevir yetiştirmemek yasaya aykırıydı” diye tarih bilgimi tazeledi Akana.
Mergen onun bıraktığı yerden devam etti: “Virginia eyaletinde 1763-1769 yılları arasında kenevir yetiştirmeyi kabul etmeyen çiftçiler hapse atılabiliyordu. Bu yıllarda vatandaşlar vergilerini tıpkı para gibi nakit yerine geçen kenevirle ödeyebiliyordu. Amerika’nın kurucu başkanlarından George Washington ve Thomas Jefferson kenevir yetiştiriyordu. Benjamin Franklin, kenevir kâğıdı üreten bir değirmenin sahibiydi.
“Yirminci yüzyıla kadar kenevir Amerika’da en çok üretilen üründü. 1916 yılında, ABD hükümeti 1940 yılına kadar tüm kâğıdın kenevirden elde edileceğini, böylece ağaç kesimine son verileceğini öngörüyordu. Ağaç kâğıdı endüstrisinin neden kenevirin yasaklanmasını istediğini anladın mı şimdi?”
“Çok iyi anladım. Peki, petrol şirketleri neden kenevirin yasaklanmasını istedi?”
“Kenevir, ekoloji dostu bir biyoyakıttır” dedi Akana. “Petrolün ve petrokimya ürünlerinin kullanıldığı her alanda kenevir kullanılabilir. Buna araba yakıtı da dâhil. Belki bilirsin, Henry Ford’un ilk ModelT arabası kenevir yakıtı ile çalışıyordu.”
“Arabanın gövdesi bile kenevirden yapılmıştı” diye onu onayladı Mergen. “Arabanın kenevir plastik panelleri çelikten on misli daha güçlüydü. Basın mensuplarının önünde eline kocaman bir balta almış, arabanın kapısına hızla vurarak kenevirden yapılmış arabasının ne kadar güçlü olduğunu göstermişti. Baltanın vurduğu noktada en ufak bir çöküntü bile oluşmamıştı.”
Akana araya girdi: “Arabanın dayanıklılığı çelikten yapılan bir arabadan ‘on misli’ daha fazla ve ağırlığı üçte bir oranında daha hafifti. Arabanın hafif olması yakıt tüketimini azaltıyordu. Zaten yakıt olarak da kenevir yağını kullanıyordu. Araba her yönüyle çevre dostuydu. Bu araba gelir düzeyi düşük insanlar için de idealdi. Yakıtını bile arka bahçenizde üreterek benzin masrafından kurtulabilirdiniz.”
“Demek ki” dedim, “Bugün insanlar Ford’un çevre dostu arabasını kullansalar, iki arabanın çarpışması bile şimdiki yüksek sigorta primlerine ve yüksek tamir masraflarına yol açmayacaktı. Hasarlar minimum düzeyde olacaktı. Yaralanma ve can kaybı oranı çok düşük olacaktı.”
“Kenevir yakıtı sayesinde, benzinin yarattığı egzoz dumanı havayı kirletmeyecekti. Ayrıca kenevir bazlı asfaltlar yapılsa, yollar, otobanlar asırlar boyunca dayanıklı kalacaktı” diye sözümü tamamladı Akana. “Fransa’da yüzyıllarca önce kenevir ve kireçten yapılmış köprüler var. Yolların ve köprülerin sürekli tamir edilmek zorunda kalınmaması vergilerden toplanan gelirin ziyan edilmemesini de sağlayacaktı.”
“Ford neden bu rüyasının ilk örneğini gerçekleştirdiği halde arabasını yaygın olarak kullanılır hale getiremedi?” diye sordum.
“Anlaşıldı” dedi Mergen içini çekerek. “Biraz tarih bilgini pekiştirmemiz ve senin zamanında hâlâ bazılarının komplo teorisi olarak baktığı birtakım gerçekleri aydınlığa kavuşturmamız gerekecek” diye başladı anlatmaya.”
“Hearst Kâğıt Üretimi’nin ve ülke çapında gazete ve dergilerin sahibi medya imparatoru William Randolph Hearst çok geniş ormanlık bir araziye sahipti. Kenevir kâğıdı yüzünden milyarlarca dolarlık kaybı olabilirdi. Maddi kaybını bir şekilde durdurmalı ve ağaçtan imal edilen kâğıdın yine kendisinden alınmasını sağlamalıydı.
“Modern dünyanın en zengin adamı olarak bilinen Rockefeller Standard Oil petrol şirketinin sahibiydi. Petrol o zamanlar çok ucuzdu ve her yerdeydi. Kenevirden üretilen biyoyakıt petrolün rakibiydi.”
“Rockefeller ABD’de alternatif tıbbın gelişimini engellemede de büyük rol oynamıştır. Rockefeller Enstitüsü’nün yayımladığı eğitim raporlarında tıp fakültelerine bağış yapanların bitkisel tedavilere dayanan alternatif tıbbı yani doğal tıbbı ve şifalı bitki bilimini desteklememeleri gerektiği vurgulanıyordu. Gerekçesi ise alternatif tıbbı savunanların yeterli laboratuarları ve ders kitapları olmamasıydı. Gerçek neden ise kenevir gibi bitkisel yağlardan, petrol alternatifinin üretilmesi tehdidiydi.”
“1937’de Dupont şirketi petrol ve kömürden yapılan plastik üretiminin patentini almıştı. Dupont, bildiğin gibi, General Motors’un sahibiydi. Dupont’un ana hissedarı da Andrew Mellon adında biriydi. Bu Andrew Mellon, aynı zamanda Rockefeller’in petrol şirketiyle bağlantılıydı.”
“Dupont Yıllık Raporu’nda şirket hissedarlarını yeni petrokimya üzerine yatırım yapmaya teşvik etti. Naylonun patentini almışlardı. Plastik, selofan, metanol, naylon, rayon, dakron vb. artık petrolden üretilebilirdi. Ama bir sorun vardı. Doğal kenevir endüstrisi, Dupont’un yüzde seksen oranında gelirine engel olabilirdi.”
“Andrew Mellon, ABD başkanı Hoover’in hazine bakanı olmayı başardı. Evlilikle yeğeni olan Harry J. Anslinger’i de ‘Federal Narkotik ve Tehlikeli Uyuşturucular Bürosu’nun başına atadı. Artık politikada kilit noktaları da ele geçirmişlerdi.”
“Hearst, Dupont, Rockefeller ve ilaç firmaları kendi aralarında yaptıkları gizli toplantılar sonucunda kenevirin, kendi milyarlarca dolarlık imparatorluklarına tehdit olduğuna karar verdiler. Kendi imparatorluklarının hüküm sürmesi için kenevir ortadan kalkmalıydı.”
“Bu adamlar Meksikalıların kullandığı bir argo kelime olan ‘marihuana’ sözcüğünü alıp Hearst’in gazeteleri aracılığıyla ‘dünyanın en tehlikeli uyuşturucusu’ olarak Amerika’nın bilincine kazıdılar. Amaçları, marihuana ismiyle insanlara yararlı kenevir bitkisinin aslında aynı bitki olduğunu unutturmaktı” diyen Mergen biraz soluklanmak için sustu.
Bunu fırsat bilen Akana şu açıklamayı yaptı: “Dünya tarihinin gidişatını ve olayların iç yüzünü anlatırken Amerika’ya bu kadar çok vurgu yapmamızın sebebi sonunda süper güç olarak bütün dünya kültürlerinin kaderini derinden etkilemiş olmaları” dedi.
“Kesinlikle” dedi Mergen ve kaldığı yerden devam etti: “Uyuşturucuyla savaş adı altında marihuana bitkisinin ekilmesini ve kullanılmasını yasaklatmayı başardıklarında kenevir yetiştirmenin de sonu gelmiş olacaktı. Ayrıca bildiğin gibi, Hearst, magazin ve boyalı basın olarak tanımlanan gazeteleri ve dergileri dünyada ilk başlatan insandır. Böylece, marihuananın korkunçluğu ve zararları hakkında uydurulan akıl almaz hikâyeler gazete başlıklarına taşınmaya başlandı. Medyanın yalan çarkları hızla dönüyordu.”
“Marihuananın zararlarını anlatan çizgi romanlar ve bültenler okullara, kiliselere dağıtılıyordu. Çizgi romanlarda marihuananın gençlere yaptırdığı korkunç şeyler anlatılıyordu. Örneğin; marihuana bağımlısı bir genç, uyuşturucunun etkisiyle tüm ailesini baltayla katlediyordu. Bu endüstri devleri tarafından ısmarlanarak çekilen ‘Reefer Madness’ (Esrarlı Sigara Çılgınlığı1936), ‘Marihuana: Assassin of Youth’ (Marihuana: Gençliğin Katli1935) ve ‘Marihuana: The Devil’s Weed’ (Marihuana: Şeytanın Otu1936) gibi propaganda filmleri halkın gözünde bir düşman yaratmayı hedefliyordu. Bu filmlerde, marihuananın insanı cani yaptığını, içenin akıl hastanesine kapatıldığını, dünyanın en tehlikeli ve ölümcül uyuşturucusu olduğunu empoze ettiler. Çünkü marihuana kullanan gençler daha sonra eroin batağına saplanıyordu. Marihuana uyuşturucu bağımlılıklarının giriş kapısıydı. Filmler her zamanki ‘The End (Son)’ yazısıyla bitmiyordu. Bunun yerine ekranda uzun süre şu yazı beliriyordu: Çocuklarınıza anlatın!
“Amaç, halkın desteğini alarak marihuana karşıtı yasaların kongreden geçirilmesini sağlamaktı. Ama asıl dertleri kenevir ekimini önlemekti.”
“1930’lu yıllarda insanlar cahillik boyutunda saftı” diye araya girdim. “Halk kitleleri koyun gibi gücü ellerinde tutan insanların kendilerine yol göstermesini bekliyordu. Otoriteyi sorgulamıyorlardı bile. Eğer gazetede veya radyoda bir haber yer alıyorsa, bu bilgi doğru olmalıydı. Bu antipropagandadan etkilenmeleri hiç de zor olmamıştı.”
“Ve anne babalar bunu çocuklarına anlattılar” dedi Akana.
“O çocuklar da büyüyüp 68 kuşağının anne babaları oldular ama” diye ekledim. Onca propaganda, iki nesil sonra ters tepmişti. 68 kuşağı marihuanayı yaygın biçimde kullanıyordu, diye düşündüm.

Sahtekârlık
“Propaganda başarılı olmuştu. Marihuana Vergi Yasası kongreden geçti” diye devam etti Mergen. “Yasa önerisi doğrudan ‘House Ways and Means Committee’ isimli komiteye sunulmuştu. Bu komite bir yasa önerisini diğer komitelere danışmadan kongreye sunabilme yetkisine sahip olan tek komiteydi. Bu komitenin başında ise bir Dupont destekçisi olan Robert Doughton vardı. Yasanın kongreden geçeceğine dair Dupont’lara söz verdi.”
“Komite toplantısına bilgi vermek üzere bir Amerikan Tıp Derneği (AMA) temsilcisi katıldığında artık geç kalınmıştı” dedi Akana. “Bir hekim ve avukat olan Dr. James Woodward, o ana kadar AMA’nın yasanın geçmesine karşı çıkmama gerekçesini de Tıp Derneği’nin marihuana diye kast edilen şeyin kenevir olduğunu bilmemesi olarak açıkladı.”
“Marihuana propagandası gerçekten işe yaramış” dedim. “Baksanıza, doktorlar bile marihuananın kenevirden farklı bir şey olduğunu sanmışlar. Yasaya karşı çıkacak çoğu insanın zihninde böyle bir bağlantı oluşmamış demek.”
“Tamamen öyle” dedi Akana. “O dönemde çok az kişi Hearst gazetelerinin ilk sayfalarında okudukları ölümcül marihuananın kenevir olduğunu fark etmişti. Amerikan Tıp Derneği için kanabis yani kendir olarak da bilinen kenevir bir İlaçtı. Son yüzyıldır satılan birçok sağlık ürününün içinde kenevir vardı.”
Mergen araya girdi tekrar: “Dr. Woodward, Federal Narkotik ve Tehlikeli Uyuşturucular Bürosu başkanı Anslinger’in iddia ettiği şeylerin yalan olduğunu (ilgili organizasyonların raporlarıyla destekleyerek) söylüyordu. Ne hapishanelerde, ne okul çağı çocuklarında, ne akıl hastanelerinde tek bir marihuana bağımlısı vardı. Üstelik Anslinger’in yasa önerisini kongreye AMA’nın da desteklediğini söyleyerek sunmasının bir sahtekârlık olduğunu söyledi. Anslinger, ‘Sükût ikrardan gelir’ kavramını desteklemek olarak yorumlamıştı.”
“Aslinger’in, ırkçı söylemleriyle dikkat çeken bir figür olduğunu hatırladım şimdi siz söyleyince” dedim. “Şuna benzer beyanları olmamış mıydı: ‘ABD’de yüz bin marihuana içicisi var. Bunların çoğu zenci, Meksikalı, Filipinli ve eğlence dünyasından insanlar. Bu müzisyenlerin satanik müzikleri, caz ve swing marihuana kullanımından kaynaklanıyor. Bu tür müziklerin dinlenilmemesi gerekir. Beyaz kadınlar marihuana yüzünden zenci erkeklerle seks yapıyor. Bu da ırkları bozuyor.”
“Keneviri yasaklatmak için bunca çabayı gösteren Hearst, Mellon ve Rockefeller da ırkçıydı” dedi Akana.
Baskı
“Dupont ve Standard Oil şirketlerinin, yani Mellon ve Rockefeller’ın daha sonraki yıllarda Almanya’da Hitler ve Nazi yönetimine finansör olup zenginliklerine zenginlik kattıklarını hatırlatırım” dedi Mergen.
Akana hüzünle anlatıyordu: “Kenevirin yasadışı ilan edilmesinden sonra kenevir ekim tarlaları yakılmaya zorlandı. Kenevir içeren otuz sekiz ilacın satışı yasaklandı. Yerkürede insana, hayvanlara ve ekosisteme en yararlı bitkilerden biri olan kenevir çok tehlikeli uyuşturucu olarak ilan edildi.”
“Marihuana Vergi Yasası ile alınan yüksek vergi, sadece bu bitkiyi üreten çiftçilerden değil, kenevir ilacını hastalarının reçetelerine yazan hekimlerden, veterinerlerden, ticari ürün üretenlerden, alanlardan, satanlardan, ithal edenlerden de alınıyordu. Ayrıca beş yıl hapis cezası da korkutucuydu. Daha sonra hapis ve para cezası mantık dışı boyutlarda arttırıldı. Örneğin; birisine tek bir marihuana sigarası satarken yakalanan kişiye müebbet hapis cezası veriliyordu” dedi Mergen.
“Bu vergi kenevir üreten çiftçilerin iflas etmesine neden oldu” diye ekledi Akana. “Hekimler marihuana vergi pullarını satın aldıktan sonra bile kenevir temelli bir ilacı hastalarına verirlerse hastalarının isimlerini, adreslerini ve neden bu ilacı verdiklerini, tarihi ve miktarı detaylı olarak rapor etmek zorundaydılar. Aksi takdirde hekim ve hasta hapis ve para cezasına maruz kalacaktı. Doğal olarak bu baskı, hekimleri hastalarını ilaç firmalarının ürettiği kimyasal ilaçlarla tedavi etmeye zorladı. Kenevir ilaçlarıyla tedavi sona erdi. Yan etkilerinin zararı, tedavi ettiği şeyden daha fazla olan kimyasal ilaçlar yükselişe geçiyordu.”
“Kenevir ürünlerine konulan yüksek vergi, kenevir ürünleri üretmeyi sürdürülebilir olmaktan çıkardı. Böylece kullanımı gittikçe azaldı, azaldı, azaldı ve sadece bir avuç bilinçli üretici ve tüketicinin alışverişi ile sınırlandı” dedi Mergen.
“Gezegenimiz de o zamandan sizin zamanınıza kadar bunun acısını çekiyor” dedi Akana.

Mucizevi Bitki Kenevir III
Bu yazı Nil Gün’ün 2010 yılında yayımlanan Geleceği Hatırlamak adlı kitabından alıntıdır.
Av
Aklıma McCarthy döneminde yaşananlar gelmişti. 1950’li yıllarda Joseph McCarthy başkanlığında ABD’de komünist avı başlamıştı. Komünist düşmanı McCarthy bir morfin bağımlısıydı. Anslinger, senatör Joseph McCarthy’nin morfin ihtiyacını karşılaması için Beyaz Saray’a yakın bir eczaneye özel yetki vermişti.
Her devrin adamı bir politikacıydı o. Döneme uygun olarak artık farklı da konuşuyordu.
Marihuana insanı o kadar pasifize ediyordu ki, askerler savaşmak istemiyor ve komünizm propagandasına açık hale geliyorlardı. Oysa bir zamanlar Anslinger marihuananın insanları aşırı şiddete teşvik ettiğini iddia ediyordu.
“Kenevir (marihuana) için, ilaç olarak kullanıldığında insan sağlığına yararlı, keyif maddesi olarak kullanıldığında alkol ve sigara endüstrisine zararlı, çok çeşitli ticari ürünlerde kullanımı halinde ise büyük şirketler için endüstriyel atom bombası diyebilir miyiz?” diye sordum
“Çok güzel özetledin” dedi Mergen.
Teşvik Edilse
“Offf, neler öğrendim neler. Anlattıklarınızı hayretle dinledim. Para babalarının bencilce çıkarları yüzünden gezegenimiz şu anda büyük sıkıntıda. Ormanlar yok oluyor. Kirlilik, kimyasal tarım ilaçları, insanları, hayvanları ve bitkileri zehirliyor. Eğer keneviri endüstri alanında kullanmış olsaydık tüm bu sorunlar olmayacaktı. Enerji ihtiyacımızı kömür ve petrol gibi fosil yakıtlarından karşılamayacaktık. Şu ana kadar petrol ve gaz rezervlerimizin yüzde seksenini tüketmiş durumdayız. Bizim yenilenebilir kaynaklara ihtiyacımız var. Kenevir tarımı teşvik edilse gittikçe yükselen benzin fiyatlarına bir alternatif olabilir.”
“Evet. Yakıta dönüştürüldüğünde sülfür içermediği için kömürden çok daha temiz” dedi Mergen. “Kenevirin benzine, metanole ve metana dönüştürülmesi, şu anki petrol, kömür ve nükleer enerji maliyetinin sadece bir bölümü kadar olur.”
Ama çevrecilerin bu konuyla ilgili söylediklerinin bambaşka olduğunu biliyordum. Tabii bahsettikleri şey kenevirle ilgili değildi. Çevreciler biyoyakıt için tarım alanlarının istila edilmesine karşı çıkıyor, felaket kapımızda diyorlardı.
Mesela Meksika’da tekilanın da hammaddesi olan bitkinin yetiştiği alanları tümüyle biyolojik yakıt kullanımına ayırmayı planlıyorlar ki o bitki Meksika ekonomisinin belkemiği. Dünyanın en kaliteli ve doğa dostu biyoyakıtı olan kenevir yetiştirmek yasak. Mısır ve soya biyoyakıtın temel maddeleri olarak ekiliyor. Brezilya bu işin başını çekiyor ve normalde yiyecek için kullanılan alanlar bu işe ayrılıyor. Bir malın arz miktarı azalırsa fiyatı artacağı ortada. Gıda az yetişeceği için açlık had safhada olacak. Yakıtı bol, gıdası kıt bir dünya neye yarar?”
“Tekilanın hammaddesi olan agave bitkisinin, Meksika’da yaşamış tüm halkların hayatında, önemli bir yeri olmuştur. Geçmişi yaklaşık on bin yıl öncesine kadar giden bu bitkinin günlük hayatın önemli bir parçası olmasının sebebi, pek çok ihtiyacı karşılayan bir hammadde olmasındandır. Zira sadece içki yapımında değil, evlerin inşasında, iplik ve kâğıt üretiminde de kullanılmıştır. Mavi agave bitkisi, mide kanseri ve diğer sindirim sistemi hastalıklarına iyi geliyor. Agave kaktüsünün içindeki şeker, diyabet, kolon kanseri, kemik erimesi ve obezitenin tedavisinde de kullanılıyor. İlaç, pamuk ve kâğıt üreticileri tıpkı kenevir gibi bu çok yönlü bitkiden hoşlanmıyor ama kenevir için ileri sürdükleri bahaneyi agave bitkisi için kullanamıyorlar. Yani agave bitkisi yetiştirmeyi yasaklayamıyorlar” dedi Akana.
Bunu ben de biliyordum.
“Yasaklayamıyorlar ama onun yerine ABD, Meksika hükümetini biyoyakıttan kazanacakları para vaatleriyle kandırıyor” diye söze girdim.
Orta ve Güney Amerika ülkelerinde biyoyakıt üretmek için mısır ve soya ekimi kullanılıyor. Bu ekimler tümüyle genetiği değiştirilmiş tohumlarla yapılıyor. Bu tohumları pazarlayan kim? Yine ABD. Kısa bir süre sonra biyoyakıt çok ucuz, gıda ise çok pahalı hale gelecek. Meksika, Brezilya gibi ülkelerin biyoyakıttan elde ettiği kazanç, gıda ithalini karşılamaya yetmeyecek. Aç kalmamak için tümüyle ABD’ye bağımlı hale gelecekler” dedim.
Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın 1974 yılında söylediği bir sözü hatırladım: “Petrolü kontrol ederseniz ulusları, gıdayı kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz. Yiyecek bir silahtır ve bizim müzakere çantamızdaki araçlardan biridir. Eğer ulusların topraklarını ele geçiremiyorsanız, onların gıdalarını ele geçirin.”
Akana, “Aynen öyle” dedi. “Oysa bu ülkeler ekonomilerinin bel kemiği olan ürünleri yetiştirmeye devam etse ve tarım alanlarının sadece yüzde altısı kenevir yetiştirilmeye ayrılsa kalkınır. Yetiştirilen kenevir biyoyakıt olarak enerjiye çevrilse her yıl trilyon dolarlık endüstri yaratır. Bunun yanı sıra daha çok iş alanı yaratılacak, hava daha temiz olacak, zenginlik toplumlara dağılacak ve para, merkezi güç tekelinden özgürleşecektir. İşte dev endüstrilerin istemediği şey de bu.”
“Doğru söylüyorsun. Kenevir dev şirketlerin dev gelirlerinin yollarını uyuşturuyor.”
Doğa Dostu
“Petrokimya endüstrisi tabii ki kenevirin yasaklanmasını ister. Örneğin; petrokimya endüstrisi binaların inşaatında kullanılmak üzere sentetik lif üretiyor. Oysa kenevir harika bir doğal yalıtım maddesi. Kiriş, cıvata, sunta, boya, vernik ve ahşabın kullanıldığı her yerde kenevir kullanılabilir. Hem şu anda kullandığınız materyallerden daha dayanıklı, daha güçlü ve daha esnek, hem yangına karşı da daha koruyucu.
“Yasaklanmadan önce bina inşaatında hem daha ucuz hem daha sağlam olduğu için tercih ediliyordu. Binanın kirişinden cıvatasına, suntasından boyasına kadar tümü kenevirden inşa edilebilir. Amerika’da kenevirin yasaklanmasından sadece iki yıl önce 1935 yılında kaliteli boya ve vernik üretmek için elli beş milyon kilo kenevir tohumu kullanılmıştı. Üretim 1937 yılına kadar devam etti.
“Petrokimya endüstrisinin ürettiği doğa düşmanı plastiğin kullanıldığı her yerde kenevir kullanılabiliyor. Kenevir plastikleri yenilenebilir, yeniden kullanılabilir, dönüştürülebilir olduğu için doğa dostu.
“Plastik ürünler doğada bir milyon yılda yok oluyor. Bugün okyanusların derinlikleri atık madde boşaltım yerleri olarak kullanılıyor. Orada biriken plastikler deniz hayvanlarının nesillerinin tükenmesine yol açıyor. Zavallı balıklar ya plastikleri yuttuğu için ölüyor ya da plastiklere dolandığı için can veriyor.
“Kenevirin bir başka mucizesi de topraktaki radyoaktif atıkları temizlemesidir.”
“Bak bu çok önemli bir bilgi” dedim. Aklıma Çernobil’in yarattığı felaketler gelmişti. O bölgeye bol miktarda kenevir ekilebilirdi.
“Kenevir bitkisi bol oksijen üretmesinin yanı sıra toprağa ihtiyacı olan besinleri ve nitrojeni veriyor. Kenevir diğer bitkilerle dönüşümlü ekildiğinde verim her iki bitki için daha iyi olur. Çok kısa zamanda büyüdüğü ve çok az suya ihtiyaç duyduğu için kış mahsulleri yetiştiren çiftçiler için ideal bir yaz ekimlik bitkisidir. Dönüşümlü ekim ve hasat eko sistem için daha uygundur.”
“Zaten tarımda böcek ve zararlı bitki öldürücü ilaçlara duyulan ihtiyaç, dönüşümlü ekim yerine tek tip tarım yapılmasından kaynaklanmıyor mu?”
“Aynen öyle. Kenevir çok güçlü bir bitki ve kendisini böceklerden korumak için tarım ilacına ihtiyaç duymuyor. Bugün dünyanızda böcek ve zararlı bitki öldürücü tarım ilaçlarının yüzde ellisi pamuk üreticiliğinde kullanılmaktadır.”
“Yüzde elli ha?” Oranın yüksekliğine şaşırmıştım.
“Eh, pamuk tekstile girene kadar, yani 1820 yılına kadar tekstil ürünlerinin yüzde sekseni kenevirden yapılmıyor muydu? Tekstil ürünlerinde kenevir pamuktan on misli daha dayanıklı ve maliyeti çok daha az olan bir bitkidir. Ayrıca pamuk sadece ılık iklimlerde yetişir. Keneviri ise neredeyse her iklimde yetiştirebilirsiniz. Kenevirin tekstilde yaygın olarak kullanılması ve pamuğun yerini alması tarım ilaçlarının çok daha az satılması anlamına gelir.”
“Bu da tarım ilacı üreten şirketlerin işine gelmez.”
“Binlerce yıl boyunca, gemilerinin yüzde doksanının halatları kenevirden yapılıyordu. Kanvas kelimesi kenevirden türemiştir. Ressamlar kenevir kanvası kullandı asırlarca.
“MÖ 3000 yılında, yani beş bin yıl önce Çinliler kumaşlarını kenevirden dokuyordu. Sicim, ip, halat, branda, yelken bezleri, çuval, çanta, torba, halı, döşeme kumaş, ceket, ayakkabı, şapka, elbise üretiminde sağlamlığı açısından tercih ediliyor ve yaygın olarak kullanılıyordu. Tüm dünyada insanların çok severek giydiği kot pantolon, önceleri kenevirden imal ediliyordu.”
Kuşlar Bayılıyor
“Kenevir tohumunun besin değerinin de çok yüksek olduğunu söylemiştin.”
“Evet. Kenevirden birçok gıda elde edilebilir. Kenevir tohumları doğadaki en yüksek protein kaynaklarından biri. Ayrıca içindeki iki temel yağ asidi bedeni kötü kolesterolden arındırıyor. Bu iki yağ asidi doğada başka bir yerde bulunmuyor!
“Kenevir tohumu çok yüksek miktarda Omega 3-6-9 yağ asitleri içerir. Bu yağ asitleri sağlık için çok yararlı. Soya fasulyesinden elde edilen proteinden daha ucuza mal oluyor. Kenevir tohumlarını tüketmek bedeninize yapacağınız en iyi şeydir. Pişirilmemiş olması kaydıyla.”
“Bulursam tüketirim” dedim alaycı bir ses tonuyla.
Kristof Kolomb ve tayfası uzun yolculukta kenevir tohumları yiyerek hayatta kalmıştı. Tarih boyunca kıtlık dönemlerinde milyonlarca insanın hayatı yüksek miktarda protein ve yağ asidi içeren kenevir tohumu yiyerek kurtuldu.
“Sadece insanlar için değil, kuşlar ve büyükbaş hayvanlar için de çok yararlı bir besin. Kuşlar kenevir tohumlarına bayılır. İnekler kenevir bitkisini doğrudan yiyebilir. Besleyicilik oranı yüksek bir gıda olduğu için hayvan üreticileri besi hayvanlarında hormon ve stereoit kullanımına son verir. Bu, gününüzde hormonlu ve antibiyotik yüklü etleri gıda diye tüketen insanların sağlığı açısından da önemlidir.
“Ayrıca ineklerin gaz çıkarmaları ve geğirmeleri sonucu üretilen metan gazının iklim değişikliğine neden olan faktörlerden biri olduğu biliniyor. Kenevir bitkisi metan gazını da emici özelliğe sahip olması nedeniyle yine çevre dostu.”
“Kenevirin kullanılmadığı bir alan var mı? İnanılmaz bir bitki.”
“Öyle. Kenevirin kökü, sapı, yaprakları, her parçası işe yarıyor. Kenevir bitkisinden biz kendi yüzyılımızda elli bin doğa dostu ürün elde ediyoruz.”
Gözlerim Akana’nın üzerindeki yeşil elbiseye takıldı.
“Elbisen kenevir dokuması mı?” diye sordum.
“Evet, bu elbise annemin” dedi. “Ben de yirmi yıldır giyiyorum.”
Yepyeni duruyordu. Günümüzde insanların retro giysileri nasıl pahalı fiyatlarda aldıklarını düşündüm. Ben de Amerika’da vintage giysiler satan bir mağazada 60’lı yıllardan kalma bir elbiseyi satın almak için ödediğim yüksek miktarı düşündüm.
Akana düşüncelerime anında cevap verdi.
“Sen o elbiseye bunca parayı stilini sevdiğin için verdin. Belki ilk sahibi bir kez giymişti o elbiseyi belki de hiç giymemişti. Tıpkı senin gardırobunda olan henüz hiç giymediğin belki de hiç giymeyeceğin elbiseler gibi. Bizim elbiselerimiz giyilmesine rağmen dayanıklı. Çok fazla sayıda giysimiz de yok. Ama yeterli miktarda var.”
Ama bu benim suçum değildi ki. Hangi kadın ya da erkek, kıyafetlerini eskiyene kadar giyiyor bizim çağımızda?
“Siz giysilerinizi kullanmıyorsunuz, harcıyorsunuz”dedi Akana.
“Bu ne anlama geliyor?” diye sordum.
“Giysilerinizi de tıpkı zamanınız gibi kullanmıyor, harcıyorsunuz. Harcamak ziyan etmektir. Kullanmak değerlendirmektir. Ne zamanınızı değerlendirmeyi biliyorsunuz, ne sahip olduğunuz şeyleri. Her şeyi sonu yokmuş gibi ziyan ediyorsunuz. Hayatınızı ziyan ettiğiniz gibi.”

Trajikomik
Bir anda sıkıntı çöktü içime. Evimde hiç kullanmadığım ne kadar çok giysi olduğunu düşündüm. Onu başkalarının yararlanacağı bir yerlere vermeliydim.
Bu arada Akana ABD’de halen yürürlükte olan komik bir yasadan bahsetti.
“Bugün, yani sizin bu gününüzde yüzde ellisi kenevir olan giysileri üreten Amerikan firmaları olduğunu biliyor musun? Tabii ki bu giysilerin reklamı televizyonlarda yapılamıyor. Tümü kenevirden yapılan giysiler yine her yerde olacak bir gün.
“Bir zamanlar Amerika’nın bir numaralı kenevir üreticisi olan Kentucky eyaletinde kenevir kumaşından yapılmış giysiler giymek şu anda yasadışı. Kenevirden yapılmış kaliteli bir kot pantolon giydiğin için hapse atılabileceğini düşünebiliyor musun?”
“Kimyasallarla dolu Kentucky Fried Chicken kızarmış tavuğuyla ile karnımı doyurmam kaliteli kot pantolonu giymemin günahlarımı affettirir mi?” dedim. Hep birlikte güldük şu trajikomik dünyanın haline.
Dünya gerçekten çılgındı. Meksikalıların argo olarak kullandığı marihuana kelimesiyle aşağılanmaya çalışılan kenevirin politik geçmişini bilmek politikanın nasıl sahte değerler yarattığını da sorgulamama yol açtı. Politik propagandada “vatan uğruna” ölmenin şehit unvanıyla yüceleştirilmesi ve yaşamı değersiz kılması gibi, marihuana kelimesi ile yapılan propaganda da değerli olan bir bitkiyi değersiz kılmaya yönelikti.
Gezegenimizi kurtarmak ve temiz enerji kaynakları bulmak için keneviri endüstri alanında kullanmak zorundaydık. Bu esrar ya da marihuana kelimesinin tu kaka olduğu dünyada.
“Şunları da bil” dedi Mergen. “İçki, tütün ve petrol şirketleri ‘Dünyayı Uyuşturucu Bağımlılığından Kurtar’ türü kampanyalara ve derneklere Her Gün milyonlarca dolar akıtıyor. Hearst şirketi hâlâ iki yüz uluslararası magazin dergisiyle dünyanın en büyük yayımcılarından biri. Halka değil sisteme hizmet eden haberleri ve bilgileri yayımlamaya devam ediyor. Beyin yıkama devam ediyor. Yasal sigara ne kadar ölüme sebep oluyor? Çok. Yasal alkol ne kadar ölüme sebep oluyor? Çok. Peki, yasadışı marihuana ne kadar ölüme sebep oluyor? Hiç!”
“Ama kenevir günümüzde de yetiştiriliyor, öyle değil mi?” dedim. “Türkiye’de mesela devlet gözetiminde sınırlı olarak üretiliyor diye biliyorum.”
“Evet, ama on yıl önce Almanya, İngiltere, Kanada, Avustralya ve başka ülkelerde kenevir yetiştirmek tamamen yasaktı. Artık değil. Gününüzde en önemli üretici ülkeler Rusya, Çin, Hindistan, Romanya, Macaristan, İtalya, İspanya ve Kanada’dır Bu ülkeler, kenevirden çeşitli ürünler üretip satıyorlar” dedi Mergen.
Son birkaç yıldır ABD marketlerinin bazılarında kenevir sütü ve kenevir kahvaltı gevreği satıldığını görüyordum. Bu nasıl mümkün olabiliyordu acaba?
Soruma Mergen yanıt verdi.
“Kendileri kenevir yetiştiremeyen Amerikalı girişimciler, tohumları Kanada’dan ve diğer ülkelerden ithal edip kenevir sütü, dondurması, kozmetik ürünleri vs. üretiyor. Birçok ülke artık kenevirin yasal olarak yetiştirilmesine izin veriyor. Çevre bilinci arttıkça insanlar gezegenimiz ve üzerinde yaşayan canlılar için daha duyarlı oluyor. Kendilerine o güne kadar doğru belletilen yanlışları sorguluyor.
“ABD’de halktan ve çiftçilerden gelen baskı gün geçtikçe artıyor. Başka ülkeler keneviri yasal olarak üretmeye başladığı için bu ülkelerin rekabeti Amerika’nın tutumunu da yumuşatmak zorunda bırakıyor. Kenevir ürünleri yakın geleceğinizde tüm dünyada eskisi gibi üretilmeye başlanacak.”
Bu iyi haberdi.
“Peki, insanların keyif maddesi olarak marihuana kullanmasına ne diyorsunuz?” diye sordum. onların bu konudaki düşüncelerini merak ediyordum.
“Zaten insanlık var olduğundan beri kullanılıyor.” diye söze başladı Mergen.
“İçki içmenin yasadışı olduğu dönemlerde ve toplumlarda insanlar içki içmekten vazgeçtiler mi? Gizli gizli içtiler. Amerika’da bir zaman içki yasaktı marihuana yasaldı. Sonra marihuana yasadışı, içki yasal oldu. Yasaklar hiçbir şeyi durduramaz, sadece gizlenmesine neden olur.
“Akşam işten evine gelmiş bir insanın keyif için bir iki kadeh bir şeyler içmesini normal karşılıyorsunuz, bir iki kadeh içki yerine kenevir içmesine ise öcü gözüyle bakıyorsunuz. Birçok ülkede propagandanın gücü hâlâ sürüyor. Oysa binlerce yıldır keyif aracı olarak da kullanılan kenevir, sağlığa zararlı olması bir yana yararlıdır. İki yüz elli hastalığın tedavisi için kullanıldığını hatırla. Ayrıca alkol gibi fiziksel bağımlılık yaratmaz. Kenevirin farkındalığı artıran ve yaratıcılığı ortaya çıkaran ilham verici bir etkisi var. Bu nedenle müzisyenler ve sanatçılar arasında kullanımı yaygın. Alkol ve antidepresan gibi yasal uyuşturucular ise farkındalığı azaltıyor. Değişik hastalıklar için doktorlar tarafından verilen birçok ilaç insanların reflekslerini yavaşlatıyor, zihinlerini bulandırıyor. Özelikle psikiyatrik ilaçlar. Oysa doğal sağlık alanında kitaplarıyla tanınan Dr. Andrew Weil marihuananın bilinçaltına girmek için psikiyatrik tedavide kullanılması gerektiğini savunuyor.”
“Şimdi söylediklerini düşünüyorum da çoğu anne baba özel günlerde ergen yaşta çocuğuyla bir bardak bira ya da bir kadeh şarap paylaşmakta sakınca görmüyor. Ergenliğin getirdiği duygusal sorunlarla baş edebilmesi için psikiyatrisin verdiği kimyasal uyuşturucuları alması çoğu anne babayı hiç rahatsız etmiyor. Hatta bir elinde su bardağı diğer elinde hap, çocuğuna zorla içirmeye bile çalışabiliyor. Ama aynı anne baba ergen çocuğunun arkadaşlarıyla bir kenevir sigarasını paylaştığını öğrenmesi halinde panik yaşıyor. Eyvah, çocuğum uyuşturucu bağımlısı oldu korkusuyla ne yapacağını bilemez hale geliyor.”
“Eeeeeee, yılların koşullanması. Otoritelerin söylediğine körü körüne inanmak, beyin yıkanması ve bilgisizlikten kaynaklanan korkunun resmini çizdin sen şu anda.”
Korkunun Resmi
Çok garip bir dönemde yaşıyoruz, diye düşündüm. Kimyasal olan yasal, bitkisel olan yasadışı. Yapay olan yasal, doğal olan yasadışı. Zararlı olan yasal, yararlı olan yasadışı.
Dünya savaşlarını başlatan, son derece tehlikeli biyokimyasal ve kitlesel imha silahları üreten, insanlığın büyük nüfusunu esareti altına alan, insanlık dışı deneyler yapan, doğal alternatifleri akıl almaz yollarla dışlayan ve bu gezegende cehennemi yaratanların dev petrokimya, ilaç ve silah sektörü olduğunu iyice kavramıştım. Devletler de onların politik kararlarını halklarına dayatan aygıtlarıydı.
Devlet denilen aygıtın gözünde halk, güdülmesi gereken sürüden başka bir şey değildi. Sürüde başkaldıranların ise başlarına tarih boyunca gelmedik kalmamıştı.
Ürettikleri her şeyin sentetik, insan ve çevre sağlığına zararlı olduğu petrol şirketleri, ilaç tekelleri ve silah sektörü bu cennet dünyayı cehenneme çeviriyordu.
İnsanların bir an önce uyanması gerekiyordu.

Benzer haberler

Her Kenevirden Korkmayın
Kadınlarımız keneviri sevdi
Kenevirin Üretimine İlişkin Tarımsal Politikalar Yeniden Şekillendiriliyor
Bürokrasi ihraç üründe kapıyı açmıyor, üç ülke bize mal vermiyor… Kenevir tohumumuz yok

Cevap Bırakın